Genel

Dijital Çağda Müzik Keyfi

Müziğin plak veya CD’lerden dinlendiği dönemde, arkadaşlarımla salona toplaşır, kanepelere oturur ve müzik dinlerdik. Ancak artık, dünyanın geri kalanı gibi parçaları internetten satın aldığım ve hepsini bilgisayarımda depoladığım için, müzik dinlemek için ben ve arkadaşlarım ofisteki bilgisayarımın etrafında toplanmak durumunda kalıyoruz.

Bilgisayarımı müzik setine bağlamayı düşündüm. Ancak bu devirde dijital müziğin çoğu yer kazanmak için müzikal bilgilerin bir kısmını silen MP3 gibi depolama formatlarında. İyi bir müzik setinde dijital kaydın sıkıştırılmasından kaynaklanan eksiklikler kolay fark ediliyor. Çözüm, yüksek kaliteli müzik saklamak ve çalmak için üretilmiş özel bir bilgisayar olan müzik server’ı. Ancak bu cihazların iyileri bin dolardan başlıyor. Ben de bu tür konularda ucuzcuyum. Ancak sonra aklıma geldi. Müzik server cihazı temelde bir işlemci ve sabit sürücüden ibaret. Eski bir bilgisayarımı kullanarak bir müzik server yapmaya karar verdim. Eski ancak duygusal bir bağım olduğu için atamadığım eski bir Mac bilgisayarla işe başladım.

İlk Basamak: Sabit diskte müzik için gerekli olmayan her şeyi sil. 75 gigabaytlık belleğin 65 gigabaytı doluydu. Ne atabilirdim? Sabit disk hiçbir fikrim olmayan bir sürü gizemli yazılımla doluydu. Baltimore’daki bir teknik servis olan Premier Mac’ten Shawn Stringfield sabit diski temizleme işlemi sürecinde bana yardım etti. Ancak yine de Stringfield, “Genelde bilgisayar kendine gerekli yazılımları silmene izin vermez” diyor. Ancak bilgisayar bana hiç gerekmeyecek yazılımları da silmeme izin vermiyordu. Bazen bir programı silince geride bazı destek dosyaları kalıyor ve bu dosyalar daha sonra sorun yaratabiliyor. Stringfield AppCleaner isimli bir yazılım önerdi. Yazılım çöp kutusuna gönderdiklerimle ilişkili dosyaları bulup onları da siliyor. Örneğin 900 megabaytlık GarageBand yazılımını sildim. AppleCleaner bu yazılımla bağlantılı 2,54 GB’lık silebileceğim dosya önerdi. Üzerinde biraz çalışınca 44 GB’lık dosya sildim. Daha fazla alan açmak için harici hard disk almaya karar verdim.

Sırada uyum sorununu çözmem lazımdı. Müzik server’ları ses kalitesini artırmaya adanmış işlemcilere sahip. Normal bilgisayarların işlemcileriyse sadece müzik değil, videolar, belgeler ve fotoğrafları da kaldırabilecek şekilde tasarlanıyor. Bu süreçte bilgisayar maliyetini düşük tutmak için kaliteden bazı ödünler veriliyor. Fakat Dijitalden Analoga Dönüştüren (Digital to Analog Converter-DAC) özel olarak müzik dosyaları için tasarlanmış bir harici işlemci ekleyebilirdim. En ucuz iki modeli denedim. 150 dolarlık High Resolution Technologies Music Streamer II ve 130 dolarlık NuForce uDAC-2.

Planım CD’lerimi yüksek performanslı, “kayıpsız” gibi formata kopyalamaktı. Ama başka bir sorun vardı. İnternetten satın alınan şarkılar genelde MP3 ve MP4 gibi daha düşük kaliteli bir formata kaydediliyor. HDtracks ve Rhino gibi web sitelerinden kayıpsız formatta müzik bulabilirsiniz ama şarkılar daha pahalı ve arşiv kısıtlı. Bu yüzden internetten satın aldığım şarkıları servera koymak için beklemeye, CD’lerimle başlamaya karar verdim. Birkaç şarkı yükledikten sonra büyük bir hevesle bilgisayarı DAC işlemcisine, işlemciyi de müzik çalara bağladım. Hemen “Oynat” tuşuna bastım ve… Sessizlik ve panik. High Resolution Technology’nin CEO’su Michael Hobson’ı aradım. “Ayarlar” der demez kendimi bir aptal gibi hissettim. “Çıkış Aygıtı”nı DAC olarak işaretlemeyi unutmamak gerekiyor. Düzeltmeleri yapınca sorun çözüldü. Müzik! İyice kendimden geçmeden önce, karşılaştırmalı bir dinleme testi yaptım. DAC’ın doğrudan bilgisayardan dinlenen müziğe kıyasla daha zengin ve detaylı ses verdiği şüphe götürmezdi. Ancak CD çalan müzik setiyle kıyaslamak biraz zordu. Her iki DAC da senfoni ve progresif rock gibi karmaşık müzik türlerinin ses kalitesini yükseltti. Arka plandaki enstrümanlar ve vokaller daha belirgin, akustik enstrümanların sesi ise daha gür çıkıyordu. Ancak Free’nin “All Right Now” şarkısı gibi power rock klasikleri söz konusu olduğunda, CD’ler daha canlıydı. Birkaç gün boyunca DAC’dan müzik dinledikten sonra, CD’deki baslar kulağıma biraz zayıf gelmeye başladı. Yani aslında bu bir zevk meselesi. Sisteme son bir müdahale olarak Remote isimli bir uygulamayı iPhone’uma yükledim. Artık kablosuz internet bağlantısı olan her yerde, verandada bile DJ’lik yapabiliyorum. Ofis masamın başında rahatsız edici müzik partilerine son. Konforlu sandalyelerde içkilerimizi yudumlarken müzik dinleyebiliriz.

New York Times
Haziran 2011

Genel

Marantz CD-6603 High-End CD Player

Marantz’ın en çok tercih edilen 6002 serisinin yerine geçen ve çok beğenilmesinden dolayı 2010-2011 yılında da satışına devam edilecek olan PM6003 ve CD6003 ikilisi M1 tasarımında müzik severlerin beğenisine sunulmaya devam ediyor. En büyük özelliği SA8003′den geliştirilen CD6003 üzerindeki USB soketinin eklenmiş olması. Bu iPodlar dahil olmak üzere USB cihazların gelişmiş çalma kapasitesi için CD6003′e doğrudan bağlanmasına imkan veriyor. PM6003 5 adet line seviyesi giriş ve altıncı giriş olarak da hareketli magnet phono katı sunuyor. İki set hoparlör terminali, ikili kablo bağlantısını oldukça basit bir seçenek haline getiriyor.

PM/CD6003 sağlam şasisi ve altına ilave edilen ek bir metal plaka ile istenmeyen titreşimi azaltarak müzik severlere uygun fiyatta yüksek performans sunmayı amaçlamıştır.

Fiyat: 670 Euro
Extreme Audio
www.extreme-audio.com

Genel

Bir Kitap “But Beautiful: A Book About Jazz”

Ve evet hayatım da değişti o kitap yüzünden. Caz üstüne kaliteli yazı pek bulunmadığından şikâyet edilir genelde. Bu doğrudur da. Cazın ustaları çalmaktan başka işi pek beceremediklerinden otobiyografiler de hayli kötüdür. Örneğin müziğiyle harikalar yaratan Charlie Mingus’un yazma girişimi olan “Beneath the Underdog” adlı kitap berbattır. Cazın derinliğini, duygularını yazıyla anlatmak hayli zor iştir. Michael Ondaatje “Coming through slaughter” adlı kitabında caz temalı bir roman yazarak bu hayli zor işi güzel başarmıştır.
Durum böyleyken ben bir caz kitabı okudum gerçekten de hayatım değişti. Bu olağanüstü kitap beni öyle etkiledi ki örneğin orada okuduklarım yüzünden ben artıkThelonious Monk dinlerken gözyaşlarımı tutamıyorum.

Kitabın adı “But Beautiful: A Book About jazz” yazarı Geoff Dyer. İngilizce biliyorsanız hiç gecikmeden alıp okumalısınız. İstanbul’da caz festivalini bu kitabı okuduğunuz günlerde yaşamanızın tadı bir başka olacaktır, dil bilmiyorsanız hemen çevrilmesini talep etmeye başlayın.
Ben bu kitap hakkında cumartesi pop-kültür yazılarımda daha sonra detaylı bahsedeceğim dolayısıyla şimdi yine bu kitap yüzünden son yaşadıklarımı anlatmaya geçmeliyim.

Birkaç gün önce kitapta yazılanları biraz gözümde canlandırmak için Almanya’ya gittim. Frankfurt’tan trene bindim ve Fransa’ya gece yolculuğu yaptım. Amacım bu tür yolculuklarda neredeyse ömür tüketmiş büyük tenor saksofoncu Ben Webster’i tren yolculuğunda dinlemekti. Onun bir ülkedeki kulüp konserinden diğer ülkedeki kulüp konserine giderken bu trenlerde yaşadıklarını okudum kitapta. Yolda giderken hem içkisini içer hem de saksofonunu çalardı bazı şanslı yolcular da şahane bir konser dinlemiş olurlardı.
Duke Ellington da orkestrasıyla birlikte Amerika’yı çoğu zaman trenle dolaşırdı. Irkçılığın azmış olduğu, hatta zencilerin asıldığı (gel de şimdi Billie Holliday’in “Strange Fruit” parçasını hatırlama kolaysa) şehirlerden geçerken neredeyse hepsi zenci olan orkestra elemanları ile trenin penceresinden bakarken çalarlardı. Ellington parçalarının hemen hepsini bu seyahatlerde gördüklerinden esinlenerek bestelemiştir.

GECE YOLCULUĞU
Frankfurt’tan Fransa’da gideceğim yere üç aktarma yaparak gidiliyordu. Kucağımda kitabım kulağımda Ben Webster’in büyülü müziği, doyamadığımda da iPad’imi açıp onun konserde çalışını da izliyordum. Ben zamanında tabii ki hippi de oldum ama hiç sırtıma çantamı alıp nereye varırım diye düşünmeden gezmemiştim. Kısmet şimdiyeymiş. Kart Harley David’sonculara benzettim kendimi.
Aslında ben seyahat konusunda çok titizimdir ve her şeyi planlamayı severim. Örneğin gideceğim yere vardığımda beni bir arabanın beklemesini ve iyi bir otelde rezerve edilmiş odama bir an önce gitmeyi isterim ama bu defa belki de gezimin mantığına uygun olarak bana, 23′ten sonra vardığım takdirde odama giremeyeceğimi söyleyen bir otele gidiyordum ve üstelik otel şehrin dışındaydı.
Son aktarmayı yapacağım yere geldiğimde saat 23.30′du. Normal şartlarda benim sinir krizleri geçirmem ve panik atakları yaşamam gerekiyordu. Ancak bu defa kendimi bile çok şaşırtacak kadar sakindim. Hayat ne gösterirse onu kabul etmeye kararlıydım. Bu galiba Ben Webster’in müziği nedeniyle olmuştu. Vücudumu kaplayan garip sakinlik dalgasını treni beklediğim Offenburg denilen yer bile bozamadı. İyi ki İstanbul’da yaşıyorum Offenburg’da yaşasaydım büyük ihtimalle delirir ve katil olurdum diye düşünürken yanıma bir Türk geldi. O bölgedeki imammış. Düşünsenize İstanbul’da gayretle arasam ben imam bulamam; orada o gece garip bir yerde bir imamla karşılaşmam bence tuhaftı… Bu, yakında öleceğim yolunda bir işaret de olabilirdi. Çünkü artık o gece ya Almanya’da ya Fransa’da bir yerde sokakta yatma ihtimali büyüktü ve bu ölüme davetiye çıkarmak gibi bir şeydi.
Fotoğraf sanatında sokak tabelalarından bazı kelimeleri kadrajlayıp çekmek ve bunlardan anlamlar yaratmak ekolü de vardır. Büyük fotoğrafçı Walker Evans sokaklarda işaretlerden bir sanat ürünü yaratmıştır (bir belgeselde, New York şehrini Evans’tan yola çıkıp anlatmak için yakında oraya gideceğim) bunu hatırladım ve ben de Offenburg tabelasından sadece “OFF” bölümünü çekerek bu gecemin son anlarını anlatmak için “OFF… OFF” diye bir eser yaratabilirdim diye düşündüm.
Neyse Fransa’ya vardık. Trenden gece yarısı indim. Bir taksiye atlayarak, şehrin dışındaki motelime gittim. Motelin çevresindeki en lüks dükkân helal yiyecekler satan bir bakkaldı. Motelin park yerine girişte demir parmaklık vardı. Bana bunu tırmanmamı öneren taksi şoförüne ben maymun olmadığım için bunu katiyen yapamam dedim. Tel örgüde kesilmiş bir bölüm vardı oradan kıvrılarak geçmeye çalıştım. Ben genelde çok sakar bir insanımdır. Tamamen düz yerde yürürken bile kendimi hayli ağır sakatladığım olmuştur. Tel örgüdeki açıklıktan kıvrılarak geçmeye çalışmak büyük ihtimalle ölmemle sonuçlanacaktı. Orada hâlâ daha, en azından ağır yaralanmamama şaşırıyorum, ama sağ salim geçtim. Issız bahçede karanlıkta kaldım. Motel Amerikan tipi sadece evlilik dışı gecelik ilişkilerin yaşanmasına uygun motellerden bir tanesiydi. 5 numaralı odama gittim tabii ki kapısı kilitliydi. Ancak penceresi açık bırakılmıştı. Ve gecenin ikinci sürprizi oldu: Bir Fransız’ın İngilizce anlayıp konuşması imkânsız olduğundan ben trenden telefon ettiğim otel görevlisinin anahtarı pencerenin önündeki masaya koymuş olabileceğine inanmıyordum ama bu da oldu ve sonunda odama girdim. Bu motel, film noir’lardaki vahşi cinayetlerin rutin olarak işlendiği motellere benziyordu. Bu yüzden sabaha kadar uyanık kaldım; yine Ben Webster dinleyerek acımasız katili bekledim.

Serdar Turgut
Habertürk

Genel

Plaklar Yeniden Dönüyor

Kısa süre öncesine kadar bir nostalji unsuru olan plak ve pikaplar, şimdilerde yeniden gözde..

1980’lere kadar evde müziği plaktan dinlerdik. Bunun ritüelini de pek severdik; plağı kabından dikkatlice çıkarır, tozunu alır ve yine dikkatlice pikaba yerleştirirdik. Plağın üzerinde daireler çizen iğneyi izlemek de başlı başına bir keyifti. 80’lerde kasetler, 90’larda CD’ler çıktı. Plaklar ve pikaplar artık gereksiz bulunduğu için tez elden satıldı. Ama plaktan asla vazgeçmeyen bir kitle de vardı, onlar sayesinde plakçı dükkânları hiç kapanmadı. Şimdilerde müziği plaktan dinlemek yeniden moda. Dijital çağın gençleri eski plakların peşine düşüyor, yeni basım plaklar CD’lere tercih ediliyor.
Peki, plaklar yıllar sonra neden geri döndü?
Yanıtı koleksiyonerler ve plak satıcıları veriyor: “Gençler ve çocukken müziği pikaptan dinlemiş olan orta yaşlılar plağa döndü. Çünkü bazı filmler ve televizyon dizileri onları bu konuda özendirdi. Plak artık ulaşılamayan bir ürün değil, dünyadaki pek çok müzisyenin plaklarına internet üzerinden rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.”

MEHMET TAŞLIDAN (52) – Emekli memur
‘CD’nin ses kalitesi plağı yakalayamaz’
Gençliğimden beri plak dinliyorum, hâlâ aynı zevki alıyorum. Türkiye’de plak üretimi durunca, ben de bir ara CD ve kaset dinledim. Ama ses kalitesi asla plağı yakalayamadığı için vazgeçtim. Şimdi dünyada ve Türkiye’de plakların yeniden gündeme gelmesi beni çok mutlu etti. Büyük bir keyifle plaklarıma döndüm. 1970’li yılların tüm rock gruplarının plaklarını alıyorum. Bir de caz seviyorum. Plak dinlemeyi tercih edenler için bu işin ritüeli gerçekten çok önemli. Plağı dönerken izlemek büyük keyif. Müziği dinlerken kitap bile okumuyorum. Plaklara yeniden kavuşmak güzel ama şimdi eskiye nazaran daha pahalılar.

MANSUR FORUTAN (43) – Blogger, müzisyen
‘Ruhumuzu hard disk’e hapsetmeyelim artı’
Küçüklüğümden beri plak dinliyorum. Sadece sesin daha kaliteli olmasını değil pikabın ve plağın fiziksel varlığını da önemsiyorum. 80’lerde başladım plak toplamaya. Zaten ablamın plakları vardı, üstüne yenilerini ekledim. Sonra, biriktirdiklerimi sattım, yeniden aldım… Sonunda plakla ilişkimi devam ettirmeye karar verdim. Tıpkı bir insan ilişkisi gibiydi bu. Kafemde arşivimi başkalarıyla paylaşıyorum. Dünyada CD ve kaset devri bitti. İnsanlar şarkılarını yapıyor ve internete koyuyor. Metallica değilsen albümün para etmez, onun yerine müzisyenler 300-500 plak basıyor ve bunları koleksiyon ürününe dönüştürüyor. İnsanlar artık hard disk’lerine 10 bin şarkı koymanın, ruhlarını hapse sokmaktan farklı olmadığını gördüler.

UĞUR POLAT (49) – Oyuncu
‘Ritüelini seviyorum’
Son zamanlarda evde vakit geçirmeyi çok seviyorum ve müzik dinliyorum. Yeni hobim plaklar. Çünkü plak dinlemenin ritüelini seviyorum. Öncelikle istediğiniz plağı seçiyorsunuz, sonra tozunu alıyorsunuz, pikaba yerleştiriyorsunuz. Dinlerken de başından kalkmıyorsunuz. Bunlar çok önemli benim için.
HAMİT CANYURT - Plakçı
‘Modayı Issız Adam başlattı’
İstanbul Kadıköy’de “antikacılar sokağı”ndaki Plakçı Hamit, eski plaklar satıyor. Dükkânın sahibi Hamit Canyurt, son 2 yılda satışların patladığını söylüyor: “Bunun nedeni, Issız Adam filmindeki eski şarkıların gençleri etkilemiş olması.”

ERCAN İMRE (51) – Tekstilci, koleksiyoner
‘Tam 35 bin plağım var’
Plak koleksiyoneriyim. 1970’lerin sonlarında toplamaya başladım, 35 bin plağım var. Şimdilerde plak moda oldu. Benim yaşlarımda olup da bir zamanlar plak dinlemiş insanlar, bir dönem CD çılgınlığına kapıldı ve plaklarını sattı. Ama son dönemde film ve dizilerde eski parçaları dinleyince etkilendiler. Ayrıca maddi açıdan belli bir düzeye gelince, çocukluk yıllarına duydukları özlemle o zamanların şarkılarını dinlemek için pikap aldılar. Genç kuşağa gelince… Onlar daha çok Türkçe rock dinleyicisi. Bu müziğin temelini öğrenmek için eski grupları dinliyorlar; Cem Karaca, Barış Manço, Üç Hürel, Fikret Kızılok, Moğollar… Bu grupların bilmedikleri şarkılarını merak ediyorlar, bu yüzden plak dinlemeye başladılar. Bu moda bir rüzgâr gibi esiyor. Pop müziğe de ulaştı. 40’a yakın yerli albüm plak olarak basıldı. Mesela Teoman’ın tüm albümlerinin plağı çıktı. Yalın da albümünü plak yaptı. Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Cem Karaca, Barış Manço ve Erkin Koray’ın tüm albümlerinin yeni basım plağı var. Çok da iyi satıyorlar.

ZİHNİ ŞAHİN (52) Plakçı
‘Gençlerin yüzde 99’u müziğe para harcamıyor’
Zihni Müzik’in sahibi Zihni Şahin tam 25 yıldır plak satıyor. Şahin, plak modasının gençler arasında değil de gelir seviyesi yüksek kesimde yayıldığını düşünüyor. Ona göre, gençlerin yüzde 99’u müziğe para harcamıyor. Şahin, plağın yeniden moda olmasıyla ilgili de şunları söylüyor: “Dünyada plağa dönüş var, dolayısıyla bu trend bize de yansıyor. Türkiye’de yeni yeni plak almaya başlayanlar, gelir seviyesi çok iyi olanlar. Çok pahalı iyi pikaplar ve sıfır plaklar alıyorlar. Onlar kesinlikle koleksiyoner değil; müziği en iyi ses kelitesinde dinlemek istiyorlar sadece. Bir de 200-300 TL’lik ikinci el pikap alıp, ikinci el plakları dinleyenler var. Üçüncü grup ise dinlemek için değil koleksiyon yapmak için plak alıyor.
SEZEN’İN ‘BAHANE’Sİ 500 TANE SATMADI
Zihni Müzik’in sahibi Zihni Şahin’den birkaç ilginç plak hikâyesi:
“Sezen Aksu’nun Bahane albümü piyasaya plak olarak çıktığında 500 tane bile satmadı. Satışların artması için plakları Sezen Aksu imzaladı. Kendisi de bir koleksiyoner olan şarkıcı Yalın, 500 adet basılan özel koleksiyon plağı çıkardı: Bir Bakmışsın. Ama 3-5 sene rafta kaldı, satılıp bitmedi. Kayahan’ın Universal firmasından çıkan Gönül Sayfam adlı albümü, satılamayıp depolarda kaldı. Sonunda eskicilere gitti.”

YENİ PLAKÇILARA ÖNERİLER
Fiyatlar:
- Plak satan dükkânlarda 2 TL’ye de plak alabilirsiniz, 200 TL’ye de. Yeni basım yerli plaklar 20-50 TL, yabancılar 20-60 TL.
- Türkiye’de plak üreten fabrikalar 1980’lerin ikinci yarısında tamamen kapandı. O yüzden şimdi ikinci el eski plaklar çok kıymetli. Fiyatlar, plağın zor bulunur olmasına ve kalitesine göre değişiyor.
En çok satılan eski plaklar:
- Özellikle Anadolu rock gruplarının 45’liklerini topluyorlar.
- En çok aranan isimler Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca, Moğollar, Üç Hürel.
- Bunalım ve Silüetler gibi bazı grupların plakları, az bulunduğu için pahalı.
- MFÖ’nün Türküz Türkü Çağırırız adlı plağı ilk çıktığında çok satmamış ama bugün arananlar arasında.
En iyi adresler:
- Bir dönemin efsanevi radyo programı Kaybedenler Kulübü’nü hazırlayan ikiliden Mete Avunduk, şimdi plakçı. İstanbul Kadıköy’de Kadife Sokak’ta Vintage Records adlı bir dükkânı var. 0216 330 22 49
- Kadife Sokak’taki Zero Müzik, daha yakın dönemlerin plaklarını satıyor. 0216 347 27 37
- Beyoğlu Çukurcuma’da yeni bir plakçı açıldı: Deform. 0212 245 33 37
- Zihni Müzik senelerdir İstanbul Kadıköy’deki Akmar Pasajı’nda plakseverlerin hizmetinde. 0216 336 50 09
- Beyoğlu Tünel’deki Lale Plak müzikseverlerin favorileri arasında. 0212 293 77 39
- Beyoğlu Galatasaray’daki Mandala Müzik Evi de keşfedeceğiniz adreslerden. 0538 690 07 25
- Shades (Ankara) 0212 251 84 05
- Gramofon Evi (İzmir) 0232 278 70 64
Nelere dikkat etmeli:
- Plak aramaya öncelikle yakın çevrenizden başlayın, onlar size doğru adresleri verirler. Ayrıca internette plak satan siteleri de iyice araştırın, fiyatları karşılaştırın.
- İlk heyecanla, önünüze çıkan her plağı almayın sakın. Sevdiğiniz müzik türlerine yatırım yapın.
- Sevdiğiniz bir sanatçının aradığınız plağını bulduğunuzda hemen satın almayın. Önce dinleyin; bakalım plak iyi durumda mı?
- Plaklarınızı güneş ışığından uzak tutun ve mutlaka kendi kabında saklayın.
- Her kullanımdan önce, mutlaka antistatik bezle plaklarınızın tozunu alın.

Füsun Saka
Habertürk

Sonraki Sayfa »